Web Tasarım Ankara

 Meddah: Hak dostum hak, Yanıldım bir çırak aldım yanıma, gece gelmez, gündüz gelmez eve hiç gelmez haytayı dükkânda yatır. Diyeceksiniz ki madem öyle kov gitsin lakin kovsam o da yakışmaz şanıma. Laf aramızda kibardır ne desen cevap vermez haytayı çarşafsız yorganda yatır. Haşa huzurdan ustası çırağını sever sevmesine de. Bir gün eşek aldım pazardan ah, ah eşek göze geldi çatladı nazardan, eşek çıktı mezardan, eşeğin aşkından bizim haytayı ormanda yatır.

Neyse efendim sözün özü,

Ay açmaz bulut açmaz, Ay buluta kavuşmaz, Hatalarımızı andıkça, Bana gülmek yaraşmaz. A enim canlarım; Akşamdan pilavı pişirdim, Gene karnımı şişirdim, Çok mani diyecektim ama Defteri yolda düşürdüm… Bugün sözün özü hazreti insandan bahsedeceğim. Fatih sultan Mehmet han hazretleri der ki; İnsan Allah'ı(c.c) tanıdığı kadar insandır. Allah’ı seven insan gönül hanesinde güzellikler biriktirir. Sebep ise Allah’ı sevdiğinde bencillik yamacına yanaşmıyor bir, hayat benim kime ne diyerek kendin için yaşamıyorsun iki, Allah(c.c) ve sevdiklerin, dostların ve ailen için yaşıyorsun üç, Sevdiğini eleştirirken yalnızca onun duyabileceği biçimde eleştiriyorsun dört, Çünkü biliyorsunki insanın en doğru eleştirmeni kendisidir. İnsan kendindeki hataları ve sevapları en iyi kendisi bilir.

Çok uzak ülkelerin birinde yaşayan çok ünlü bir ressam varmış. Herkes bu ressamın yapıtlarını kusursuz kabul edecek kadar beğenirmiş ve ona "Renklerin Ustası" derlermiş. Onun yetiştirdiği bir ressam öğrencisi eğitimini tamamlamış ve son resmini bitirerek ustaya götürmüş ve ondan resmini değerlendirmesini istemiş. Ustası; "Sen artık ressam sayılırsın evladım. Artık senin resmini ben değil halk değerlendirecek." diyerek öğrencisinin resmini şehrin en kalabalık meydanına götürmesini ve meydanda en görünen yere koymasını istemiş ve

Yanına da kırmızı bir kalem koyarak halktan resimde beğenmedikleri yerlere çarpı koymalarını rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Öğrencisi denileni yapmış.

Aradan birkaç gün geçtikten sonra meydana bıraktığı resmine bakmaya gittiğinde gördükleri onu çok utandırmış. Resmini gören halk tablosunda beğenmedikleri, yanlış gördükleri yerleri çarpılarla doldurmuş. Tablosunda neredeyse yapmış olduğu görünmüyormuş. Çok üzülmüş tabii. Emeğini ve yüreğini koyarak yaptığı tablo sanki kırmızı çarpılarla dolu bir duvar sanki. Resmini alıp utana sıkıla ustasına götürmüş ve ustasına ne kadar üzgün olduğunu belirtmiş.

Renklerin ustası tebessüm ederek öğrencisine üzülmemesini ve yeni baştan bir resim yapmasını istemiş. Öğrencisi ustasının ona bir şans daha vermesinden çok mutlu olduğu için özene, bezene yeniden bir resim yapmış ve ustasına götürüp göstermiş.

Renklerin ustası öğrencisin yapmış olduğu yeni resmine bakmış ve yine aynı sözü söylemiş. Evladım benim nazarımda sen iyi bir ressamsın ama Senin resmini ben değil halk değerlendirecek.

Öğrencisi ustasının bu isteğine üzülmüş olsa da karşı çıkmayarak boynunu bükmüş. Ustası yine şehrin en kalabalık meydanına resmini bırakmasını istemiş. Ama bu defa yanına çeşitli renklerde dolu yağlı boya şişelerini ve birkaç fırça ile birlikte bırakmasını ve insanların daha önce beğenmedikleri yerleri kendilerinin daha güzel yaparak düzeltmelerini rica eden bir yazı bırakmasını istemiş. Öğrencisi denileni yapmış...

Birkaç gün sonra utana sıkıla resmini bıraktığı yere tekrar gitmiş ve resmine baktığında çok şaşırmış. Meydandaki resmine hiç dokunulmamış, fırçalar da boyalar da bırakıldığı gibi duruyormuş. Çok sevinmiş ve koşarak ustasına gitmiş ve resme dokunulmadığını anlatmış. Renklerin ustası demiş ki;

"Bak evladım, sen ilk resmini meydana bıraktığında insanlara eleştiri için fırsat verdiğinde seni ne kadar acımasız eleştirebileceklerini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini çarpılar atarak karaladı... Oysa ikinci resminde onlardan hatalarını düzeltmelerini istedin, yapıcı olmalarını istedin. Şunu hiç unutma evladım, kötü yönde eleştirmek her insan için kolaydır, ama yapıcı eleştiride bulunmak ise eğitim gerektirir."

Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.

- Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın.

- Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma.

- Asla bilmeyenle tartışma...

Eyvallah; (eğilir) Meddah der ki biçare, Biçareye ne çare, Et koksa tuz katarlar, Tuz kokarsa ne çare… Tuzun kokmayacağı bir toplumda; Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz, tenkit edin; basit bir adamı dost edinmek isterseniz methedin.

Bu hikâye bir kıssadır mecmua kenarına kaydolunmuş, biz de gördük ve söyledik. Defterimi yol düşürmüş olsam da sakiye sohbet kalmazmış baki. Canlar; Bizi en sert eleştirenlerin çoğu zaman, Ümitsizliğe uğramış bir merak olduğunu unutmayın... Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola, inşallah gelecek sefere daha güzel bir hikayede birlikte söyler birlikte dinleriz.

Videolar
 
Yorumlar


Hiç Yorum Yapılmamış. İlk yorumu siz yapın...