Suya her eğildiğimde Solucanın suyun içinde oltanın ucunda kıvrandığını görüyordum, ama balıklar ne hikmetse ve dans eden solucanı fark etmiyordu...
Oyuncuların en zayıf noktası alkış seslerini ışıkların parlaklığıyla cilalaması dır. Yıllarca emek verdiği sahneyi yükselme aracı olarak görenler şan ve şöhrete yüreklerini heba ederler.
Rabbim o yıkıcı günlerin yıkıntıları arasında ayakta kalmaya çalışan çocuklarımızın molozlar arasına sıkışan yalnızlıklarını ve acılarını yavrularımıza bir daha asla yaşatmasın…
(2010-2011 sezonu sergilendi) Oyun içinde oyun olgusuyla kurgulanan oyunda, gerçek dünya ile inanmak istedikleri dünya arasında kalan bir oyun.
Gece yarısı uykumun arasında buldum! diyerek sevinçle uyanmış ve yanı başımda bulunan çift dikişli karalama defterime hemen icadımı çizivermiş tim…
Her kulaçta o koca, koca dalgaları aşmak zor ötesidir. Zoru başarmak isteyenler limonun ağacındaki olgunlaşma sürecine bakıp sahnenin adabına uymaları gerekir.
Kukla oynatabilmek için sadece tiyatro penceresinden bakmak yetmiyor.
Bu sanat dalına meraklıysan işin çok zor. Kukla Kuklacıyı sahiplenmesi gerekir ve bunun içinde kuklacının yetenek fabrikasında ömür tüketen bir emektar olmalıdır...
Yangında tek kaldığınızı görünce mi aklınız başınıza geldi…
Aşkın gözü sen fark edinceye kadar kör değildi, sen yalnız kalınca mı körlüğü fark ettin? Aşk sevenin, sevdiğinde kusur görmediği için doğuştan kördür...
Bir çay koysa ocağa, bildiği gibi,
Seslense: “Hadi sarı oğlan, sofraya!”
Saçımı okşasa, “Bir derdin mi var?” dese,
(1996 ve 2015 tarihleri arasında sergilendi)Sahneye koyduğumun 19. senesinde 600 küsur kez rol aldığım üstadın muhteşem oyunu...
Geriye dönüp bakınca nereden nereye gelmişim çok iyi görüyorum...
Dünün baldırı çıplak sanatçı müsveddesi meğerse bugün yüzlerce oyuna imza atan bir yönetmen ve oyuncu oluvermiş.
Bana sevgiyi bağışlayanın sevgisini hissettiğimde karanlık dehlizlerim aydınlanmaya başladı... Birilerin beklerken beklendiğimi hissettiren en büyük aşkımı fark ettim...
Bu mahalle benim için yaşayan nefes alan bir çocuktu ve benimle her köşe başında saklambaç oynardı...
Sahnedeki karakterin aldığı her nefesi kendi nefesimizde soluyarak hissetmek zorundayız. Sahne karakterimizin at koşturduğu mekan, hayal dünyamızın kullanılabilir esnekliğiyle ortaya çıkar.
Artık hayallerim suya düşecek diye kaygılanmıyorum.
Çünkü onlar düş, düşe yüzmeyi öğrenmişler...
Çocukluğumuzda leğenlerde yıkanırken annelerimiz rahat dur etraf ıslanıyor diyerek kafamızda hamam kokulu sabunlar kırardı Anılarımın ucunda köşesinde annemin tatlı şiddetti olsa da hamam kokulu sabunları çok seviyorum...
Bu kişilerin bünyesindeki cemaat mensupları daha güzel bir makam alsın diye her makamı yerle yeksan etmeyi göze almışlardır...
Sonrasında ‘Sarı oğlan sende bu patlıcanlar gibi çürümek istemiyorsan dertlere ve sıkıntılara karşı dimdik ayakta durmalısın, içini daima temiz ve boş tutabilmeli sin...
Lakin unutma; İçindeki boşluğu neyle ve nasıl doldurduğuna dikkat etmelisin...
Yüzümdeki soru işaretini görünce tebessüm ederek ‘Neden boşuz diye sorgulama; çünkü Allah bizleri dolu olarak dünyaya getirseydi, hayatın, öğrenmenin hiç bir değeri ve anlamı kalmazdı.
Bizi var eden öz benliğimizin liyakat prensiplerini imanımızla harmanlamadığımız zaman benliğimizdeki saklanan ben’in umut ışığına ihanet etmiş oluruz.
Yıl 1974 İzmir…
Gecenin bir yarısı yakamoz serenadıyla deniz kenarına çekilmiş koltukları beyaz deriyle kaplanmış 62 model kırmızı Chevrolet.
Hayır! Umut denen ekmeğimin bayatlamasına izin vermemeliydim… Ayağa kalktım lambanın altına gelip başımı kaldırdım… Minicik boyumla uzandım, Elimi tutması için uzattım, sessizce pes etme minik kelebek diyebildim…
Kimilerine göre karanlıktı ama ona sorsanız küçük dünyasında açılan pencereyle gözleri görenlerden çok daha güzel şeyleri görür ve hissederdi…
Kimilerine göre karanlıktı ama ona sorsanız küçük dünyasında açılan pencereyle gözleri görenlerden çok daha güzel şeyleri görür ve hissederdi…
Oyunumuzu seyrederken kani olacağınız bir gerçekle karşılaşacaksınız. Gözlerini yitiren Büyük Usta Âşık Veysel, kaderin ona imtihan olarak verdiği sıkıntılara şükrederek hayata dünya gözüyle değil de, mana ve hikmetle bezenen gönül gözüyle bakmakta huzur
Evden çıktım ve tarla başındaki minibüs durağına salına,salına gidene kadar vitrin camlarında kendimi seyrediyordum. Peh peh ben bayağı yakışıklıydım ya hu ve ben bu kıyafetlerle tıpkısın aynısı Ahmet Özhan gibiydim.
Annemin berberde kesilen saçlarımla yaptığı kuklanın üzerine yüzlerce kukla eklendi ama onların kokusu hiç birinde yok.
1969 yılında naftalin kokan sandıklarda tanıştığım kuklalar ailemden biri gibiydi.
Sevgili anne babalar;
Lütfen bu MEDDAH HİKAYESİNİ çocuklarınızla birlikte izleyin... Emin olun etkisini çok çabuk göreceksiniz.
"' İsraf etmede hayır, hayırda israf olmaz. ''
Bazı olayların görünen ve görünmeyen tarafları vardır ve ancak Derinliğine inince hikmetler çıkarabiliriz.
Anneler başımızın tacıdır ve onların evlat sevgisi hiç bir şeyle ölçülemez… İzinsiz kullanılamaz.
Sonra kendi ektikleri sanat tarlasında yaban otları baş göstermeye başladı ve toprağın ihtiyacı olan maneviyatı sanat anlayışlarına beton çivisiyle çakmaya başladı...
Halkın değerlerine sahip çıkan cesur yürekler birer birer ortaya çıkıyordu ve
''Aydın
Ve gece karanlık örtüsünü çektiği anda o nankör çehrelerin komutanı olan albayın ateş edin sesleri yankılanıyor kulaklarımda.
O geceden sonra kulaklarım ağır işitiyor sesleri...
O geceyi unutmak çok zor, çok zor...
Anne, baba, çocuklar ve büyükanneden oluşan aile bireylerinin her biri farklı karakterlere ve hayallere sahiptir. Tüm sıkışmışlıklarına rağmen birbirlerine duydukları sevgi, diğer tüm yoksunluklarını unutturmaktadır.
Mutluluk ve mutsuzluk arasında bir yer varsa Rabbım o yeri önce anneme sonrada bana miras bırakmıştır.
Foter şapkalı muhtar amca kutuların başında oturmuş gözlüğünü düzelterek kutuların üzerindeki numaraları okuyordu...
Beni görünce Gel bakalım koca Mehmet bakalım ne kadar güçlüsün diyerek uzattığı rengarenk kutular... Annemin öp amcanın elini dediğinde u
Perdenin kapanmasını beklemeden hayat sahnesinin inceliklerini anlamak ve hayal sahnesinde O’na yakışır şekilde anlatmak biz oyuncuların boynunun borcudur.
Sonrası hiç değişmeyen görüntü her defasında hasıl olur Annem hışımla banyoya girer ve seninle uğraşmaktan bıktım sarı oğlan yine her tarafın leş gibi sen suyla oynuyorsun dediğinde dayağın ayak sesleri şaplakla geliyor derdim...
Sevabın ne olduğunu tam olarak anlamamış olsam da parmak hesabı yaptığım sevapları kaybetmemek için sofradaki iki kap yemeğe asla el sürmezdim...
Ve...
Çabalamanın boşuna olduğunu anladığın anda;
Gözyaşlarını tespih tanesi gibi sabırla çekebilmeyi becerebilmelisin...
İşte o zaman anlayacaksın;
Hayat yaşanan dertleri geride bırakmaya izin vermiş olsa geleceğin bir anlamı olmazdı...
Aşk ateşinin şefkatini, gönül dergahında misafir etmeyen,
Nefsinin benliğini ele geçirmesine egosunun soğuk şefkatiyle göz göre,göre izin verir.
Çünkü, onlar bakar kördür...
Bir insanı hayata bağlayan hava ve su nasıl bir gereksinimse oyuncular için gerilim öyle bir gereksinimdir. Şimdi bu bahsettiğim durum kafanızı biraz karıştırabilir...
Yüzlerce seçenek arasından en uygun tiradı seçmek ve tirat örneği bulmak oyuncu adaylarının zorlandığı bir durumdur. İşte seçmelerin ve sınavların en çok tercih edilen tirat örnekleri…
Alışkanlıkların merkezinde dönen bir yaşam… Trajikomik bırakma çabaları içinde kıvranan bireyler… Etraflarına kendi elleriyle ördükleri duvarları yıkma çabalarıyla bizi anlatan bir komedi…
Hiç unutmam, Bir keresinde annem oyunun perde arasında yanıma geldi ve sahnenin altında gazete kağıdına sarılı bir parça ekmeği çıkardı ve arasını ayırıp bir tutam tuz serpti ve hadi sarı oğlan oyun sonuna kadar bunu ye oyun bittikten sonra sana güzel bir
Çocukluğumun ibadethanesi annemin sımsıcak kollarıydı… Onun olduğu her yer misk-i amber kokardı, yada bana öyle gelirdi… Otel odalarının kirli soğuk ortamı onun bir bakışıyla değişiverir saray yavrusuna dönerdi…
Yağmur taneleri pencereye vururken ben eğilerek pencereden bulutlara baktım ve...
Rahmetli annem içeriye gelmiş ve küçücük bedenime sarılmış ne o sarı oğlan yoksa babanı mı gördün?
Anne babam sanırım kolumun yanmasına üzüldü bak ağlıyor....
İnsanı insan yapan sırlarına sahip çıkma sırrıymış.
Lakin yaşlandıkça aynamın arkasındaki sırlar patır,patır dökülüyor...
Ve aynama dair ne varsa başka aynalara faydası olur diye sırlarım sır dolu cümlelerle süsleyip satırlara döküyor...